-Sabah uyandım işte Arap, dedim ki kendi kendime; ”Çok ama çok uzun zamandır dinliyorum ben bu adamı, çok ama yani baya çok. Artık konuşmam gerek, sormam gerek. Mecnun gibi gidiyorum yanına, yüzü hürmetine, ne sorayım, kafanda ne var?”
Yukarıdaki sözler Özkan Güven’e ait, geçen Perşembe saat sabah 11 falan. Bana bunları söylediğinde evdeydim, soruları düşündüğümde otobüste, soruları yazdığımda da çarşının en işlek caddesinin ortasındaydım. Elim, ayağım bağımsızlığını kudretli bir aksiyonla koparmıştı. Adana’ın Tarlabaşı’sına çöktüm ve düşündüm, ironiktir ki kulağımda da yine Gencebay çalıyordu. Bir çok opsiyonel teknik soru yazdım ama en nihayetinde ben de bir insandım, metnin sonuna o malum soruyu yerleştirdim. ”Orhan baba ölürse biz ne yaparız?”
Güzellik ülkesinin elçisi gazeteci, güzelliğin bizzat menbağında, Gencebay’la yan yanaydı. Sonra telefon bir daha çaldı.
-Biz seçilmiş adamlarız Arap, bu sevgiyi başka türlü açıklayamıyorum.
dedi Özkan.
”Buraya gelirken bir arkadaşım size şunu sormamı istedi: Orhan baba ölürse biz ne yaparız?” sorusunda bahsi geçen arkadaş benim ve bu ayrıntı, hayatım boyunca gururlanacağım yegane şeydir.
Yaradılmışların en güzeli artık varlığımdan haberdar.